En gelişmiş iletişim teknolojisi hangi topraklarda …

On Mayıs 17, 2012 in Kategorilenmemiş

Rusyada bir kazı yapılırken 100 metre derinliğe ulaşmışlar. Karşılarına bakır teller çıkmış, sonra dünyaya bir açıklama yapmışlar.
“Bir kazı esnasında 1000 yıllık kablolar bulduk, bu ülkemizde 1000 yıl önce telefon hatlarının bulunduğunun bir kanıtıdır. Ülkemiz 1000 yıl öncesinde telefon haberleşme teknolojisine sahip olmakla teknolojik olarak dünyanın en önde gelen ülkesi olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır”

Bu keşiften çok etkilenen Amerikalılar başlamışlar New York’u kazmaya, 500 metre derine inmişler, bir de ne görsünler fiber optik kablo kalıntıları … Bunun üzerine çok sevinmişler ve dünyaya şu açıklamayı yapmışlar.

“Bir kazı esnasında, yaklaşık 500 metre derinlikte, tesadüfen fiber optik kablo kalıntılarına rastlanmıştır. Yapılan araştırmaya göre kabloların 5000 yıl yaşında olduğu tespit edilmiştir. Buna göre Amerikalıların 5000 sene öncesinde fiber optik teknolojisi ile haberleşme yapabildikleri ispatlanmaktadır. Amerika her zaman dünyanın en yüksek teknolojisini yaratan ülkedir ve bu böyle devam edecektir”
Bu iki mucize karşısında ülkemizde de bir grup bilim insanı toplanmış ve en eski medeniyetlerin Anadolu topraklarında olduğunu, bu tür bir teknolojinin bu topraklarda yeşermiş olması gerektiğini üzerine fikir birliğine varmış. Yapılan kazıda 1000 metre derinliğe kadar inilmiş fakat hiç bir kablo kalıntısına rastlanmamış. Bunun üzerine bilim adamları toplanarak durumu değerlendirmiş ve şu açıklamayı yapmışlar.

“1000 metre derinliğe kadar yapılan kazı sonucu herhangi bir kablo kalıntısına rastlanmamıştır. Bu sonuç Anadolu topraklarında 10 000 yıldır wireless haberleşme yapıldığının en büyük kanıtıdır. Ülkemiz 1000 yıl öncesinde bakır teller ile haberleşme yapabilen Rusya’dan ve 5000 yıldır fiber optik teknolojisini kullanan Amerika’dan çok daha ileridedir.”

Kaynak:www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 552, bugün ise 42 kez görüntülenmiş

İnsan hareketlerinin daha verimli ve güvenli yapılabilmesi için 17 kural

On Mayıs 13, 2012 in Kategorilenmemiş

ergo_Hiroyuki Hirano

Üretim içinde çalışan insanların hareketleri yeniden düzenlenerek hem verimlilik hem de güvenlik arttırılabilir. İnsan hareketlerin içindeki gereksizleri bulup ayıklamaya en büyüğünden başlamak en doğrusudur, bunlar kol, ayak ve gövde hareketleridir.

Bunun için Hiroyuki Hirano tarafından hazırlanmış olan 17 kural izlenebilir.

İnsan vücuduna ait kurallar

1    Başlatma ve durdurma hareketlerinde her iki el uyum içinde olmalıdır
2    Kol hareketleri eş zamanlı ve simetrik olmalıdır (yüzme gibi)
3    Ayak ve gövde hareketleri minimum olmalıdır
4    Kas gücü yerine yerçekimi kullanılmalıdır
5    Zigzag veya keskin dönüşlü hareketlerden sakınılmalıdır
6    Hareketler bir ritim içinde olmalıdır, herkes kendi ritmini geliştirmelidir
7    Dik duruş ve akıcı hareketler olmalıdır, eğilerek veya uzanarak çalışma yapılmamalıdır
8    Çalışma esnasında ayakda kullanılmalıdır, örneğin ayak ile kontrol edilen pedallar düşünülebilir.

Çalışma ortamının yerleşimine ait kurallar

9    Gerekli olan malzeme ve ekipman işi yapana yakın ve önünde olmalıdır
10    Malzeme ve ekipmanlar kullanım sırası ile yerleşmiş olmalıdır. Bunun için bir 5S çalışmasının yapılmış olması ve her seferinde sadece gerekenlerin çalışma ortamına getirilmesi ile mümkündür.
11    Malzemenin hareketi için ucuz enerji / güç kaynakları kullanılmalıdır
12    Çalışma masa ve ekipmanlar operatörün boyuna uygun yükseklikte olmalıdır
13    Çalışma ortamı konforlu olmalıdır

Bağlantı ekipmanları, araçlar ve makinalar

14    Açma – kapama anahtarları elleri serbest bırakacak şekilde ayak ile yapılmalıdır
15    Ekipman çeşitliliği azaltılmalıdır
16    Bütün malzeme ve parçalar kolay ulaşılabilir, göğüs seviyesinin altında bulunmalıdır
17    Bütün kol ve anahtarlar gövde hareketi yapmadan ulaşılabilir olmalıdır

Not : Yapacağınız 5S çalışmasında da bu noktaları dikkate almanız işinizi kolaylaştıracaktır.

Kaynak:www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 888, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

CRM (Customer Relationship Management – Müşteri İlişkileri Yönetimi) satın alınmaz, uygulanır

On Mayıs 12, 2012 in Kategorilenmemiş

CRM, Customer Relationship Management – Müşteri İlişkileri Yönetimi, kısacası müşterini tanı, onunla onun için en uygun biçimde ilişki kur, isteklerini dinle, yapacaklarına bu bilgiler ışığında karar ver, onun ihtiyaçlarını biraz da beklentiyi aşarak cevaplayabilme yeteneğini geliştir, beklentiyi yükselt ve rakibini geride bırak.

Şimdi siz bir CRM alalım derseniz alacağınız şey nedir acaba !

Bence “müşterini tanı ona göre iş yap” kavramı insanlık tarihinden bile eskidir. Doğada var olan canlıların kendi besin zincirlerinde hayatlarını sürdürebilmek için hem avlarını hem de avcılarını tanımaları gerektiğini yıllardır belgesellerde seyretmiyor muyuz. Kuş önce ekmek çalıp balıklara atıyor sonra da ekmeği yemek için harekete geçen balıkları avlıyor … İşte size güzel bir tanıma ve ona göre hareket etme örneği …

Niçin CRM zaman zaman gündeme giriyor sonra çıkıyor … çünkü rekabet ve piyasalar zaman zaman sertleşiyor veya gevşiyor. Firmalar CRM konusunu kısa vadeli düşündükleri için (genellikle) reaktif hareketler gelişiyor. Elbette ki bütün firmalar bir şekilde müşterileri ile bir yol bulup çalışıyor, işine devam ediyor ancak bu faaliyetin çok da organize yapıldığı söylenemez, konu daha çok “satış yönetimi” olarak ele alınıp işleniyor.

Gördüğünüz gibi bilinmedik bir şey yok ancak ben bunları biliyorum, ortada yeni bir şey yokmuş diye düşünmeniz de hatalı sonuç yaratır.  Çünkü o zaman yapılması gerekenleri önemsemeyecek ve yapmayacaksınız.  Ama birileri yapacak ve müşterilerine daha iyi hizmet üretecek, sonuç onlar için pazar payı artışı sizin için ise küçülme olacak.

Eskiden üretilen satılabiliyordu, hatırlarsanız ülkemizde yerli araba alabilmek için aylar öncesinden sıraya giriliyordu (yaşı 45 üzeri olanlar bunu bilir), dünyada da durum çok farklı değildi. Sonra üretenler ve üretim kapasitesi çoğaldı, talebin çok üstüne çıktı ve rekabetin koşulları sertleşti.

Kıt olan değerlidir, müşterinin kıtlaştığı sektörlerde de doğal olarak onun değeri arttı. Önceleri ne söylediği, ne istediği pek dinlenmeyen müşterinin, nerede ise attığı her adımdan bir ipucu yakalamak için araştırmalar, anketler yapılmaya başlandı, göz rengi ile okuduğu gazete arasında ilişkiler kurulmaya başlandı.

Önceleri göstermelik olan bu faaliyetler zamanla bir çalışma biçimi haline geldi, firmaların iş yapma prensipleri değişti, değer ölçüleri ve bakış açıları müşterileri ile yakınlaştı. İşte bu süreç yaşanırken bu değişime bir isim verilmesi gerekiyordu ve ismi CRM oldu.

Mühendis gözü ile bakarsanız CRM bir yöntem değildir (örneğin MRP bir yöntemdir, JIT bir kavram, ERP ise bir yazılım entegrasyonu). Dolayısı ile bir algoritması yoktur, daha çok “bir çalışma ve iş yapma biçimi” olarak tanımlanması bence en doğrusudur.

Müşteri ile ilişkili olabilecek her konuda detaylı bilgi saklanması ve değerlendirilebilmesi gerektiği için bol miktarda teknoloji ve bilgisayar yazılımı kullanmak gerekebilir ancak CRM hiç bir zaman teknolojik bir yatırım veya dışarıdan satın alınabilecek bir şey değildir.

CRM, müşteriyi daha iyi anlayabilmek için teknoloji ve insan kaynaklarınızı nasıl daha etkin kullanabileceğiniz hakkında önemli ip uçları verir, hep kuzeyi işaret eden kuzey yıldızı gibidir, yönünüzü şaşırdığınızda onu bulmanız yeterlidir.

Eğer bu çalışma başarılı olur ise aşağıdaki sonuçları elde edebilirsiniz :

- Daha iyi müşteri servisi veren bir şirket olmak

- Müşteriye daha hızlı ve doğru cevap verebilmek

- Ürünler arası çapraz satışların miktarını arttırmak

- Satış tekliflerinizin daha hızlı ve daha yüksek oranda siparişe dönüşmesi

- Pazarlama ve satış süreçlerinizin hızlı ve anlaşılır olması

- Yeni müşteriler bulmak ve yaratma imkanı

- Müşteri karlılığının artması

Kaynak:www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 329, bugün ise 2 kez görüntülenmiş

Statükoyu sürdürmeye çalışan yöneticinin sonu !

On Mayıs 11, 2012 in Kategorilenmemiş

Statüko mevcut durumdur.

Şimdi bir şirkette yönetici olduğunuzu veya üst yönetime getirildiğinizi düşünün, önünüzde en az 3 yol var :

1. Mevcut durumu sürdürmek, maaşınızı ve priminizi alıp bu durumun sürmesi için dua etmek.

2. Gelecek durumu öngörmek ve mevcut durumdan oraya giden yolun gereklerini yapmak.

3. Yapıyormuş gibi yapmak.

Bol besin kaynağı, zorlamayan şirket üst yönetimi, sizin tüylerinizi kabartan eşlikçiler (kabartmayanları çoktan uzaklaştırdınız) sizi yukarıda gördüğünüz kedi durumuna sokabilir …

Kaynak:www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 141, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Doğrusal Olmayan Değişim İhtiyacı

On Mayıs 04, 2012 in Kategorilenmemiş

Şirketinizin iş yaklaşımı müşterilerinizin “size niçin para ödediklerinin” sebebidir, iş yaklaşımınız pazar gerçekleri ile ayrıştığında şirketinizin buna uyum sağlamak için bir dizi değişim gerçekleştirmesi zorunludur.

Bu değişimin sinyalleri hem pazarınızdan hem de müşterilerinizden size ulaşmaktadır, çözmeniz gereken problem ise sinyalin ulaşması ile algılanma noktası arasında geçen süreyi nasıl kısaltacağınızdır.
Bugün için bilinen teknikler ile yönetilen şirketler sonsuza kadar yaşamak için organize edilmiş değildir. Bir şirket zor dönemlerini sadece yukarı doğru sıçrayarak geçebilir, geçiş noktaları doğrusal gelişme veya operasyonel iyileştirme ile aşılamaz.
Kaynak:www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 1873, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Tedarik Zinciri İçinde “Bilgi” Nasıl Gezinir

On Mayıs 04, 2012 in Kategorilenmemiş

Tedarik Zinciri içinde nesneler ileriye (tüketim noktasına), bilgi ve para ise geriye doğru hareket eder.
Tedarik_zinciri_cengizpak
Bilgi olarak, sipariş, ürün hakkında müşteri yorumu, son müşterinin satın aldığı miktar, talebin davranışı gibi konuları kastediyoruz. Bilgi zincir içinde ne kadar hızlı hareket ederse zincirin içinde bulunan herkes pozisyonunu o kadar hızlı ayarlayacaktır.
.
Örneğin müşterinin “bir televizyon modelini” hiç tercih etmediği bilgisi anında zincirin içinde herkese haber verilebilse bir köşede “o televizyon için kasa üreten” bir tedarikçi o anda ve başka hiç bir şey beklemeden üretimini durdurabilir, bir kaç gün sonra fabrikadan gelecek olan “sipariş iptalleri” karşısında ne yapacağını düşünmezdi… ve herkes daha verimli olurdu. Şunu söylemek hiç yanlış olmaz, “bilginin doğruluğu ve hızı zincirin içinde yer alan herkesin verimliliğini şiddetli etkiler”.
.
Ancak bilginin zincir içindeki seyahati sık sık kesintiye uğrayıp, şirket politikaları sayesinde deforme olmaktadır.
.
Tıpkı kulaktan kulağa oyununda olduğu gibi ilk söylenen cümle her noktada değişerek bambaşka bir şey haline gelir. Bir çok iyi eğitim görmüş kişinin, cin gibi yöneticilerin, danışmanların, son model bilgisayarların yer aldığı zincirin bu kadar aciz duruma düşebileceğine inanmak güçtür ama bu sonuç o kadar sık yaşanır ki bunun bir ismi bile var.
.
Bu olaya Kamçı Etkisi, BULLWHIP veya FORRESTER Etkisi denir. Bilginin sistem içinde yaptığı seyahat esnasında geriye doğru hata ve abartının arttığı ve görüntü “bir kamçının dalgalanmasına benzediği” için bu ismi almıştır.
Kaynak:www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 19, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yaratıcılığınızı engellemeyin …

On Mayıs 04, 2012 in Kategorilenmemiş

Bu sefer olmamış olabilir, denemeye devam etmezseniz daha sonra hiç olmayacak !

Kaynak:www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 20, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yetersiz ve işinin ehli olmayan bir yönetici ile nasıl geçinebilir, onu nasıl yönetebilirsiniz ?

On Nisan 27, 2012 in Kategorilenmemiş

İnsanlar nasıl yönetici veya patron olurlar ? Bir patron “yetersiz” sıfatını nasıl hak etmiş olabilir, yetersiz ise nasıl patron oldu ?

Bir yönetici yönetmeyi bilmiyor ise nasıl yönetici olur ?

Aslında patron olmak yönetici olmaktan daha kolaydır. Bir gün kendi işinizi kurmaya karar verir sonrasında da bir sürü sebepten dolayı bir miktar başarılı olursanız “patron” olabilirsiniz. Bu durumda iplerin çoğu sizin elinizdedir.

Yönetici olma ve o noktada kalma süreci bence daha zordur, çünkü iplerin çoğu başkalarının elindedir. İşte yöneticiler bu farkı bilmelidirler. Patron olmak ile yönetici olmak farklı iki durumdur.

Peki bir patrona, işini kurabilmiş bir kişiye nasıl “yetersiz” sıfatı yakıştırılabilir ?

Çünkü her taş yerinde ağırdır. Patronluk bir tercihtir ancak yetersizlik bir durumdur. İş bir büyüklüğe ulaşmış ve patron’un yetenekleri veya dünya görüşü işi ileriye taşımıyor olabilir veya bir konuda çok iyi ama sizin işiniz ile ilgili çok kötü olabilir (ve bu durumu kabullenmez). Örneğin üretim süreci hakkında tam bir uzman ama pazarlama konusunda tamamen habersiz ve önerileri anlamamaya çalışan bir pozisyonda olabilir. Bu durumda eğer siz pazarlama müdürü iseniz “çok işiniz var demektir”.

Peki bir yönetici işini bilmiyor ise nasıl yönetici olur ?

1. Genetik olarak (patronun oğlu, kızı, damadı ….)

2. Başka kimse olmadığı için (eski olduğu, ilk işe giren o olduğu için)

3. Hatalı değerlendirme sonucu (bir konuda çok iyi olan birisini bu yüzden yönetici yapmak)

4. Yönetilebilir olduğu için (büyük şirketlerde orta kademe yöneticilerde rastlanır, bir üstünün tercihidir)

5. Sağ kol olduğu için (patronun kendi etrafına güven halkası oluşturmak istemesinden dolayı)

Bu noktada bilmeyenler ile anlamak istemeyenleri ikiye ayırmalısınız. Bilmeyen ama öğrenmek için çaba gösteren iyi niyetli kişileri anlamak istemeyen ve kendileri ile çalışanlara kötü veya olumsuz davranan insanlardan ayırmalısınız. İlk gruba girenlere şans vermelisiniz, ikinci gruba ne yapabileceğinize şimdi bakacağız.

İş hayatında günlük şikayetler normaldir

Herkes yöneticisi veya iş arkadaşından zaman zaman şikayetçi olur, insanların toplu halde zaman geçirdikleri her yerde “şikayet” olabilir. Fakat bununla yetersiz bir yöneticinin yaratabileceği gerginlik oldukça farklıdır. Bir işte çalışmak zorunda olup bu tür bir gerginliğe ve gelecek endişesine katlanmak oldukça sinir bozucu ve yıpratıcıdır.

Ancak bununla mücadele edebilir hatta avantaja dönüştürebilirsiniz.

Yetersizliği ve eksikliği anlamalısınız

Yönetici veya patronunuzun faydasız birisi olduğuna karar vermeden önce kendinize bakmalı elinizi vicdanınıza koymalısınız. Emir komuta zinciri içinde yaşayabilecek birisi misiniz yoksa otoriteye doğal olarak direnen bir bünyeniz mi var ? Örneğin ben böyleyim, bana yapılan kişilik testleri ile de kanıtlanmış bir durum bu. Hakkımda “Emir altında çalıştırılamaz” teşhisi konmuş durumda. Şimdi benim kalkıp yöneticime (bugüne kadar hiç olmadı) yıkıcı eleştiride bulunmam haksızlık olacaktır çünkü ben o yönetici ile beraber çalışmaya zaten uygun birisi değilim.

Diğer yandan acaba siz yöneticinizi kıskanıyor ve onun koltuğuna göz dikmiş olabilir misiniz ! Eğer böyle ise o zaman siz eleştirinizde tarafsız olamazsınız. Sakın böyle bir durum var iken yöneticinizi üstlerinize şikayet etmeyin sonra sizin için hayırlı olmaz.

Üçüncü bir nokta onun hakkında yeterli bilgiye sahip olup olmadığınız. Bütün yöneticiler üstleri ile astları arasında “yastık” görevini görürler. Dolayısı ile onun üzerinde bulunan baskıyı anlamalı ve doğru değerlendirmelisiniz. Aynı baskı sizin üstünüzde olsaydı siz ne yapardınız ? Dolayısı ile anlamaya çalışmak lazım.

Hiç bir durumda yıkıcı ve aşağılayıcı davranmamalısınız, bu hiç bir koşulda kabul edilebilir bir davranış olmayacaktır. Unutmayın her zaman “pozitif olanlar” uzun vadede kazanır. Saldırganlar ise herkesin uzak durmak istediği kişilerdir, sebep ne olursa olsun.

Yardım isteyin

Şirketinizin içinde veya dışında konuyu konuşabileceğiniz, güvenilir kişiler bulun. Amacınız dedikodu yapmak ve kendinizi haklı çıkartıp daha çok dolmanızı sağlamak değil gerçekten tecrübeli, sakin, yön gösterebilecek (belki profesyonel birisi) birileri ile konuyu değerlendirmek olmalı.

İyi niyetle durumu gözden geçirmeye çalışmak, bu konuda destek istemek yöneticiniz hakkında bir komplo anlamına gelmez. Bu sayede her ikinizide mutlu edebilecek çözüm bulabilmeniz kolaylaşacaktır.

Yöneticinizi şikayet etmeden önce iki kez düşünün

Yöneticinizi şirketinizde ondan daha yüksek bir yerlerde olan birisine şikayet etmeden önce hiyararşik yapının çalışıp çalışmayacağını bilmelisiniz.

Sonuçta kendi üstünü şikayet eden birisi olarak işaretleneceğinize göre atacağınız taş ürküteceğiniz kurbağaya değmeli. Aksi takdirde güç dengesi sizin aleyhinizde ise bu bir intihar olur.

Ama bunun yapılması gerekli olan koşullar oluşmuş olabilir. Yöneticinin organizasyonun bütünlüğüne karşı bir ihmali veya olumsuzluğu var ise bunu bildirmek görevinizdir ancak delillerinizi paylaşmaya hazır olmalısınız.

Konu her zaman sizinle ilgili olmalı yöneticiniz ile ilgili değil

Yöneticinizin yetersizliği hangi seviyede olursa olsun işinizi yapabilmeniz için onunla çalışacaksınız (en azından bir süre) dolayısı ile kariyeriniz bu süreç içinde tariflenecek. Kendi istek ve ihtiyaçlarınıza dönük düşünmelisiniz.

Konuların farkında olmayan birisine farkında olmadığını söylemek bir sonuç vermez. Kesin ve net olmalısınız, örneğin “İşimi iyi yapmak ve hedeflerime ulaşmak için sizden “şu” yardımı istiyorum” cümlesi çok işe yarar. Sonucunda ya yardımı alırsınız ya da alamayacağınızı öğrenirsiniz. Bir sonrasında başka bir alternatif yardım isteyin eğer onu da alamıyor iseniz ona “hedefinize ulaşmak için size hangi yolu izlemenizi önerdiğini sorun”. Bu aşamada problemi beraber çözmek için samimi olduğunuzu, onun üzerinden geçmek gibi bir niyetiniz olmadığını hissettirmelisiniz.

Olayları siz yönlendirin, topun yere düşmesine izin vermeyin

Eğer şu anda onun yerine geçebilecek bir durumunuz yok ise ona yardımcı olarak ilerlemek sizin için iyi olacaktır, bunun yolu onun açıklarını onun yüzüne vurmadan kapatarak devam etmenizdir. Buna delikleri kapatmak diyebilirsiniz. Bir çok “sağ kol” böyle sağ kol olur.

Organizasyon ve ekibiniz için iyi olanı yapın, yöneticiniz ne kadar yeteneksiz olursa olsun içinde bulunduğunuz sistemin çuvallamasına izin vermeyin. Kısacası topu yere düşürmemek elinizde ise düşürmeyin.

Topun düşmesine izin verip yöneticinizi zor durumda bırakmayı tercih etmek çok defa denenebilecek bir taktik değildir. Her çarpışma taraflarda hasar yaratır, kafanızın sağlamlığına güvenmiyor iseniz bunu yapmayın. Unutmayın her zaman pozitif olanlar ve inisiyatif alanlar öne çıkar, saygı görür. İntikam alanlar ise sonuçta sistemin dışına itilir.

Kendinize dikkat edin, iyi bakın
Gerilimli iş ortamı sağlığınızı bozabilir. “Bu adam beni deli ediyor, dünyamı karartıyor” diyorsanız hayatınıza da dikkat etmelisiniz. Ancak birisi deli ediyor ise biriside deli oluyor demektir. Dolayısı ile sizin de yapabilecekleriniz var.

Bunun için işinizin etrafında bir psikolojik çember oluşturun, yöneticiyi bu çemberin dışında bırakın ve işinize bakın. Eğer yapamıyor iseniz başka bir bölüme geçmeye çalışın, o da olmuyor ise tebdili mekanda ferahlık vardır cümlesi her zaman geçerli.

Kaynak:www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 1658, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Şirketinizin stratejisine nasıl STRES testi uygulayabilirsiniz ?

On Nisan 20, 2012 in Kategorilenmemiş

Bunun için 2 basit soru sorabilirsiniz …

1. Yönetiminiz şu anda yapmakta olduklarını yapmaz ise ne olur ?

2. Ne olursa işinizi, müşterilerinizi kaybedersiniz ?

Bu soruların cevaplarına göre kendinize iyi bir iş listesi çıkıyor olabilir, kolay gelsin.

Kaynak:www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 2088, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Başarısız işlerin 9 sebebi … bir araştırmanın sonuçları

On Nisan 16, 2012 in Kategorilenmemiş

Başarısızlık kötü bir his, hiç kimse bunu yaşamak istemez. Ancak başarısızlık çok sayıda öncü sinyale sahiptir, bazıları son derece kolay görünür, yapmanız gereken göz ardı etmemektir.

Amerikada  yapılan bir araştırmaya göre yeni kurulan işlerin :

- % 66’sı 2 yılı aşabiliyor, diğer bir deyim ile % 33 ilk iki yıl içinde kapanıyor.

- 4 yılı aşanların oranı % 50, kısacası kurulan işlerin yarısı ilk 4 yıl içinde yok oluyor.

- %40′ı ise 6 yılı aşabiliyor …

İşte size araştırmada ortaya çıkan 9 sebep.

1. Pazarı, müşterileri ve müşterilerin isteklerini hatalı tespit etmek. Çok basit iki soruya cevap vermelisiniz Sizin müşteriniz kim ? ,  Niçin sizden alıyorlar ?

2. Karlılığı olmayan bir işi seçmiş olmanız . Parlak fikir, ısrarcı olmak ve çok çalışmak ile para kazanmak farklıdır. Hiç bir iş pozitif nakit akışı yok ise gerçekleştirilemez. Seçtiğiniz konu bunu sağlamıyor ise derhal vazgeçmelisiniz.

3. Ne sattığınızı anlamayıp anlatamamak. Ne sattığını anlamamış olmak size garip gelebilir ancak bir çok şirket aslında ne sattığını bilmeden yaşar. İsterseniz soruyu şöyle sormuş olayım “Niçin varsınız, müşterinize hangi vazgeçilmez faydayı sağlıyorsunuz?”. İkincisi ise bunu müşterinize nasıl anlatmakta olduğunuz …

4. Yetersiz finansal kaynak. Eğer yeterli finansman imkanınız, paranız yok ise işin sonunu görebilmeniz büyük şans olur.

5. Rekabeti anlamamak ve zamanında yeterli şiddet ile cevap vermemek. Değişen pazar ve rekabet koşullarına zamanında ve güçlü cevap üretmeyi geçmişte yaptığını gibi devam edilebileceğini düşünmek rekabetçi pozisyonunuzu yok edebilir.

6. Tek veya az sayıda müşteriye bağımlılık. Riski ve gelir kaynaklarınızı dağıtmak çok daha iyidir. Eğer tek müşteri ile yaşama yolunu seçti iseniz onun sizi terk etme durumunda uğrayacağı zararı arttırmak için gerekenleri yapmalısınız.

7. Yeterince odaklanmamış olmak. Herkese hitap etmeye çalışmak sadece çok büyüklerin yapabileceği, o da ayrı marka ve kanalları kullanarak yapabildikleri bir şeydir. Normal bir işletme hedefini seçmeli ve o konuda en iyi olmak için çalışmalıdır.

8. Kötü yönetmek. Bir ana fikrinizin olmaması durumunda verdiğiniz kararlar çelişkili olacaktır. Dolayısı ile kim olduğunuzu ve hedefinizi asla unutmamalı, kararlarınızın bunlara ne faydası olacağını düşünürek vermelisiniz.

9. Bir planınızın olmaması.

Gideceğiniz yeri bilmiyor iseniz hiç bir yol sizi oraya götürmez. Eğer planınız yok ise başarısızlık planlanmış demektir.

Kaynak: www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 1088, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Karıncalar ve Balıklar, konjonktür herkesin pozisyonunu sarsar

On Nisan 08, 2012 in Kategorilenmemiş

Sular yükseldiğinde balıklar karıncaları yer, sular alçaldığında ise karıncalar balıkları …

Kaynak: www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 1849, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Modef Fuarı 3 Nisanda Kapılarını Açıyor…

On Nisan 01, 2012 in Kategorilenmemiş

Mobilya başkenti olma yolunda ilerleyen İnegöl 27. Modef Fuarı’na hazırlanıyor

www.modef.com.tr

Türkiye genelinde ihracat rakamlarında yüzde 10′luk oranı yakalayan İnegöl mobilyası dünyayakafa tutuyor. Bu yıl 27′ncisi düzenlenen “Modef 2012″ 3-8 Nisan2012 tarihlerinde düzenlenecek. İFOR merkezinde MODEF 2012 fuarı ile alakalı basın toplantısı düzenleyen Belediye Başkanı ve İFOR Başkanı Alinur Aktaş, İnegöl mobilyasının dünyaya açıldığını söyledi.

Aktaş , “Güney Marmara’nın incisi İnegöl, köftesi, Oylat kaplıcaları, ayçekirdeği, tarihi İnegöl Mehteri ve mobilyası ile ülke gündeminden kendinden söz ettirmeyi başarmaktadır. İnegöl’ün ülke gündeminde bu kadar bilinirliğinin fazla olmasında idarecilerinin ve girişimci ruha sahip insanların büyük etkisi var. Tarım,turizm ve ekonomik alanlarda hızla gelişen şehrimiz mMobilyada kendini ispatlamıştır. Mobilya konusunda ülkemize örnek olacak ilkleri gerçekleştiriyoruz. İşte ilk ilçe ihtisas Osb olan İnegöl Mobilya ve Ağaç İşleri İhtisas Osb, yine Türkiye’nin ilk uluslar arası mobilya test laboratuarı TÜV Rheinland bunun en büyük göstergelerindendir. Ayrıca irili ufaklı yaklaşık 3 bin mobilya işletmesinin ilçemizde faaliyet göstermesi ve bu yönüyle ülkemizin en büyük alanlı mobilya fabrikası konumunda olması, bünyesinden dünya markaları çıkarmış olması da İnegöl için büyük bir başarıdır” dedi.

Türkiye ‘de mobilya ihracat payının 2008 yılında yüzde 7 civarındayken, bugün bu oranın yüzde 10′Larakadar çıktığını söyleyen Aktaş, “4.5 kat büyüttüğümüz fuar alanımızın burada payı büyük. Mobilyacı esnafımızın çağın gereklerine göre haraket etmesi, Ar-Ge ve pazarlamaya önem vermesinin de yine büyük katkısı var” diye konuştu

Bu yazı toplamda 2891, bugün ise 2 kez görüntülenmiş

Başarılı Delegasyon Nasıl Yapılır ?

On Mart 27, 2012 in Kategorilenmemiş

Kendinizi işin altında ezilmiş, başınızı kaşıyacak vakti olmayan birisi gibi mi görüyorsunuz ?

İşinizde ilerlemeniz yavaşladı mı ?

Aynı işleri çok iyi yaparak ilerleyemeyeceğinizi mi anladınız yoksa !

Ne kadar sıkı çalışırsanız çalışın sonunda yapabileceğiniz saatleriniz ile sınırlıdır. Dolayısı ile yapabilecekleriniz ve yardımcı olabileceğiniz insanların sayısı sınırlıdır. Sonuçta başarınız sınırlanmış olur.

İşinizde iyi iseniz insanlar sizden daha fazlasını ister. Sonuçta yükünüz ve gerginliğiniz artar, yetişemeyince de mutluluğunuz artmaz. Diğer yandan bu durumun iyi yanı da var. Eğer bu sınırları kaldırabilirseniz büyük bir başarıya ulaşabilirsiniz.

Sınırları kaldırabilme, probleminin çözümü delege etmeyi öğrenmek ile başlar, sizden istenenleri başarı için organize edilmiş bir ekibe devredebilmeyi tamamlamadan sizin de işinizde çok ilerlemeniz mümkün olmayacaktır.

İnsanlar niçin delege etmez ?

İşlerinizi doğru biçimde delege edebilmeniz için delege etmekten kaçınıyor olmanın bir numaralı sebebini düşünmeniz gerekir.

Çoğu kişi ön hazırlık için harcanacak zaman ve enerjiden kaçındığı için delege etmez.

Örneğin tasarımını yaptığınız bir ürünün broşürünü siz mi daha iyi ve hızlı hazırlarsınız yoksa şirketinizde çalışan başka birisi mi ?

İçini dışını bildiğiniz, rüyanızda bile gördüğünüz bir ürünü kim sizden daha iyi anlatabilir ki ! Üstelik bunu yapıyor olmaktan zevk de alıyor olabilirsiniz. Asıl soru sizin için eğlenceli olup olmayacağı değil, bunun zamanınızı kullanmanın en iyi yolu olup olmadığıdır.

İlk bakışta işi yapmak bir başkasına arkasındaki stratejiyi anlatmaktan daha kolay gözükse de bir başkasına delege etmek için 2 iki iyi sebebiniz var :

1. Eğer o ürünü en iyi anlatabilecek kişi sizseniz muhtemelen etkin bir pazarlama stratejisini oluşturmak, yeni fikirler üretmek için de en ugun kişi sizsiniz. Başka ve katma değeri düşük işler ile zamanınızı harcadığınızda işinizi büyütmeniz zora girecektir.

2. İşleri delege ederek, başkalarını işe dahil ederek onların yeteneklerini geliştirmelerini sağlayacaksınız. Bir sonraki sefer benzer bir konu ile karşılaştıklarında hazır kuvvetlere sahip olmuş olacak ve ikinci kez için daha da az zaman harcamış olacaksınız.

Delege ediyor olmak hem sizin zamanı daha iyi kullanmanızı sağlayacak hem de ekibinizin yetişmesini destekleyecektir.

Ne zaman delege etmelisiniz

Delege etmek hem edene hem de işi üstlenen kişiye yararlı olur, ancak her şey delege edilmez. Delege edip etmemeye bu beş soruyu kendinize sorarak karar verebilirsiniz :

- İşi yapabilecek yetkinlikte birisi var mı ? Bu iş başkası tarafından yapılabilir mi yoksa mutlaka siz mi yapmalısınız ?

- Bu iş bir başkasının yeteneklerini geliştirmesine yardımcı olabilir mi ?

- Bu iş veya benzeri ileride tekrarlanacak mı ?

- Delege edebilmek için zamanınız var mı ? İşi alan kişinin eğitimi, izleme ve bir hata durumunda yeniden üzerinde çalışabilmek için …

- Bu iş delege edilmesi gereken bir şey mi yoksa sizin içinde olmanız mutlaka gerekiyor mu ?

Düşünmeniz gereken konu topun yere düşüp düşmeyeceği. Eğer delege ettiğiniz iş beklediğiniz gibi sonuçlanmaz ise toparlamanız mümkün mü ? Başarısızlık halinde kayıp önemli mi ?

Eğer sonuçlar sizi çok hırpalamayacak ise delege etmeniz yararlı olacaktır.

Kime delege etmelisiniz ?

Kim olduğunu seçerken 5 noktaya dikkat edilmeli :

- Tecrübe, yetenek ve işe yaklaşım

- Sizin ne kadar zaman ayırmak zorunda kalacağınız …

- Kişi ne kadar bağımsız çalışabiliyor

- İlgi alanı ve kendi geleceği için ne düşünüyor

- Mevcut iş yükü

Bir işi delege ettiğiniz zaman muhtemelen sizin yapacağınızdan daha uzun sürecektir, ilk başlangıçta bu normaldir. Sabırlı olmalısınız, öğrenme sürecine katlanmalısınız. Bunun karşılığını ileride kazanacağınız zaman ile alıyor olacaksınız.

Nasıl delege etmelisiniz ?

- İstediğiniz sonucu net olarak tanımlamalısınız.

- Sınırları ve kısıtları, neyin olmaması gerektiğini anlatmalısınız.

- Nasıl bir kişiye delege ediyorsunuz, bunu bilerek süreci planlamalısınız.

1. Her şeyi soruyor mu ?

2. Ne yapabileceğini öneriyor ve yapıyor mu ?

3. Yapıyor ve sonra raporluyor ?

4. Yapmaya başlıyor ve periyodik olarak raporluyor ?

- Mümkün olan her durumda işi yüklenecek kişiler ile konuşarak, neleri üstlenebileceklerini karşılıklı anlaşarak işlerinizi delege etmelisiniz.

- Devredeceğiniz sorumluluk ve yetki konusunda sınırları belirlemelisiniz. Bazı sorumlulukları devredebilirsiniz ancak yetki konusunda daha kısıtlı davranmalısınız.

- İşe (olay yerine) en yakın kişiye delege etmeye çalışın, yukarı çıktıkça işten uzaklaşırsınız.

- Yeterli desteği vermeli, soruları cevaplamaya hazır olmalısınız. Sürecin başarısı desteğinize ve delege edilen kişinin ulaşabileceği kaynaklara bağlıdır.

Kaynak: www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 1394, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Çok parlak bir fikrim var …

On Mart 23, 2012 in Kategorilenmemiş

Geçen gün daha 6 ay önce iş hayatına atılmış olan oğlum broşürlerini hazırlattığı matbaanın patronu ile yaptığı konuşmayı şöyle aktardı :

- Baba herkesin problemi aynı, o da çalışanlarından, işe sarılmadıklarından, titiz olmamalarından şikayet ediyor … tıpkı benim gibi. Bu işler hep böyle midir ?

Tabii ben bir danışman olduğum için bana sorması çok doğal.

İşte o anda bir şimşek çaktı …

Bütün patronlar işleri mükemmelen bildiklerine göre o zaman on – onbeş şirketin (gerekirse 100 – 200, ne de olsa ucunda muhteşem bir fırsat olabilir) patronu bir araya gelip bir şirket kursalar ve sadece kendileri çalışsalar acaba ortaya SÜPER ŞİRKET çıkar mı ?

Bu ne saçma bir şey demeden önce iki (2) kere düşünün.

Birincisi bütün işleri bilen mükemmel bir kadro ortaya çıkacak.

İkincisi ise çalışanlarından şikayetçi olamayan bir şirket yönetimi.

Kaynak: www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 1395, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Pazarlama ne zaman yapılır ?

On Mart 20, 2012 in Kategorilenmemiş

Eskiden ürün üretilir, satılır, satış azalınca akıllara pazarlama gelirdi. O da çoğu kez bir ilan, kampanya vesaire şeklinde …

Artık pazarlama ilk sırada yapılmalı, sonra ürün, üretim ve satış gelmeli …

Böyle yapmıyor musunuz ?

Nasıl olsa bunu ya öğreneceksiniz ya da öğrenmiş bir rakip ile karşılaşacaksınız.

Unutmayın, sadece devletlerin (o da bir süreliğine) bunu yapmama lüksü olabilir.

Kaynak: www.cengizpak.com.tr

Bu yazı toplamda 1257, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

XHTML CSS RSS